Hakkında The Perks of Being a Wallflower
Stephen Chbosky'nin hem yönettiği hem de senaryosunu yazdığı 2012 yapımı 'The Perks of Being a Wallflower', izleyiciyi 1990'ların başına, ergenliğin karmaşık dünyasına götürüyor. Film, liseye yeni başlayan ve sosyal anksiyeteyle mücadele eden Charlie'nin (Logan Lerman) hikayesini anlatır. Charlie, geçmişindeki travmatik olaylarla yüzleşirken, hayatı, kendisini 'duvar çiçeği' olmaktan çıkarıp kanatlarının altına alan iki karizmatik üst sınıf öğrencisi Sam (Emma Watson) ve onun üvey kardeşi Patrick (Ezra Miller) sayesinde değişir.
Oyunculuk performansları filmin bel kemiğini oluşturur. Logan Lerman, Charlie'nin naifliğini, kırılganlığını ve içsel çatışmalarını inanılmaz bir incelikle yansıtır. Emma Watson, Sam karakterine hem bir 'manik pixie dream girl' havası hem de derin bir duygusal yük katmayı başarır. Ezra Miller ise, komik, savunmasız ve son derece samimi performansıyla Patrick karakterini unutulmaz kılar. Yardımcı oyuncular arasında yer alan Mae Whitman, Nina Dobrev ve Paul Randal da güçlü katkılar sunar.
'The Perks of Being a Wallflower', sadece bir lise draması değil; dostluğun, ilk aşkın, kaybın, travmanın iyileşme sürecinin ve 'o an'ın sonsuzluğunu hissetmenin evrensel bir portresidir. Film, müzik seçimleriyle (David Bowie'nin 'Heroes'ı gibi) ve dönem atmosferiyle de izleyiciyi hemen içine çeker. Sam'in arabada ayakta durup tünelden geçerken hissettiği o 'sonsuzluk' duygusunu, izleyici de filmin bütününde deneyimler. Bu nedenle izlenmelidir, çünkü herkes hayatının bir döneminde kendini bir 'duvar çiçeği' gibi hissetmiş ve gerçek bir bağlantı, bir 'ait olma' duygusu aramıştır. Chbosky, kendi romanını sinemaya uyarlarken, kitabın ruhunu kaybetmeden görsel olarak da güçlü bir anlatım sunmuştur.
Oyunculuk performansları filmin bel kemiğini oluşturur. Logan Lerman, Charlie'nin naifliğini, kırılganlığını ve içsel çatışmalarını inanılmaz bir incelikle yansıtır. Emma Watson, Sam karakterine hem bir 'manik pixie dream girl' havası hem de derin bir duygusal yük katmayı başarır. Ezra Miller ise, komik, savunmasız ve son derece samimi performansıyla Patrick karakterini unutulmaz kılar. Yardımcı oyuncular arasında yer alan Mae Whitman, Nina Dobrev ve Paul Randal da güçlü katkılar sunar.
'The Perks of Being a Wallflower', sadece bir lise draması değil; dostluğun, ilk aşkın, kaybın, travmanın iyileşme sürecinin ve 'o an'ın sonsuzluğunu hissetmenin evrensel bir portresidir. Film, müzik seçimleriyle (David Bowie'nin 'Heroes'ı gibi) ve dönem atmosferiyle de izleyiciyi hemen içine çeker. Sam'in arabada ayakta durup tünelden geçerken hissettiği o 'sonsuzluk' duygusunu, izleyici de filmin bütününde deneyimler. Bu nedenle izlenmelidir, çünkü herkes hayatının bir döneminde kendini bir 'duvar çiçeği' gibi hissetmiş ve gerçek bir bağlantı, bir 'ait olma' duygusu aramıştır. Chbosky, kendi romanını sinemaya uyarlarken, kitabın ruhunu kaybetmeden görsel olarak da güçlü bir anlatım sunmuştur.


















